Nasırlı elleri birer çalı dikeni gibi yüzünü tırmalarken ilk kez babasının yüzüne bu kadar dikkatli bakıyordu.

Ferudun Çınar

Tereke Romanından AlıntıOkula gitmek üzere her biri bastıkça gıcırdayan ahşap merdivenden aşağı inip, sondan ikinci basamağına oturdu. Sahanlıktaki lastik pabuçlarını çamurlarından temizlemeye başladı. Bütün harfleri silinip okunamaz hale gelen ve babasının “cızlavet” diye telaffuz ettiği “gislaved” yazısını ezbere biliyordu.

Hâlık-ı Zülcelal’in kusursuzluğunu “Suphanallah”, kavli şükrünü de “Elhamdülillah” diyerek dile getirmişti.

Ferudun Çınar

Tereke Romanından AlıntıÇocukluğu ev ve atölye arasında geçen Reha, yıllarca bahçedeki kör kuyuda yaşayan devi merak etmişti. Onunla ilgili anlatılan efsanelerden biri de anne ve babasının sözünü dinlemeyen haylaz çocukları devin cezalandırmasıydı.

Lokomotif, arkasına takılan vagonların yanı sıra yolcularını uğurlayanları da peşine takıp yavaş yavaş ilerliyordu.

Ferudun Çınar

Tereke Romanından AlıntıBoğazın soğuk suları gökyüzünün kül rengine bürünmüştü. Karşılıklı olarak deniz üzerinde gidip gelen vapurlardaki yolcuların halet-i ruhiyesini düşündü. Çoğunlukta olanlar hangisiydi? Hüzün ve kedere gark olanlar mı yoksa mutlu ve huzurlu olanlar mıydı? Görevlinin,

Varilden bozma sobanın etrafında halka olmuş bir grup yaşlı adam, ısının etrafa yayılmasına mâni oluyordu.

Ferudun Çınar

Tereke Romanından Alıntıİçine girdikleri kahvehanenin kapı ve pencereleri sıkıca kapatılmıştı. Hemen herkesin elinde bir sigara vardı. İçerisi dumana boğulmuş göz gözü görmüyordu. Bir grup yaşlı insan, varilden bozma sobanın etrafında halka olup, ısının etrafa yayılmasına mâni oluyordu.