Başındaki örme fesini alnındaki derin çizgilerin üzerine kadar indirmişti.

Ferudun Çınar

Hastane Bahçesindeki Adam

Tereke Romanından AlıntıAdam lahana gibi kat kat giyinmişti. Orijinal renginden eser kalmamış deri gocuğunun zorla iliklenen düğmeleri arasından yün fanilası görünüyordu. Atkısıyla boynunu ve kulaklarını iyice sarıp sarmalamıştı.

Başındaki örme fesini alnındaki derin çizgilerin üzerine kadar indirmişti. Zayıf yüzündeki iki küçük tepecik soğuğu görünce, adıyla müsemma elma gibi kızarmıştı. Yukarı doğru genişleyen potur pantolonunun paçalarını dizlerine kadar çektiği yün çoraplarının içine sokmuştu. Üstü açık lastik ayakkabılarının içindeki meşin mestlerin boyasından da eser kalmamıştı.

“Senin de mi hastan var?” diye sorunca,

“Evet” diye karşılık verdi.

“Benim de oğlum yoğun bakımda.”

“Oğlunuzun hastalığı nedir? Neden yoğun bakımda yatıyor?”

“Hayırsız evlat hastalığı...”

Ağzında oksijen maskesiyle yatağında hareketsiz bir şekilde yüzüstü yatan delikanlıya bakarak, “Yazık” diye mırıldandı.

Bağlı olduğu makinelerin ekranlarındaki hareket halindeki grafikler ve çıkardığı bip sesleri olmasa, genç adamın öldüğü sanılırdı. Hoş, bu haliyle de ölüden bir farkı yoktu ya. Kol ve bacağını tren raylarına bırakıp geldiğinden habersizdi…

Yoğun bakımda hayat mücadelesini kaybetmek üzere olan oğlunun durumunu düşünmek bile istemiyordu. Allah’ın dediği olacaktı. Ya hayatta kalacak ya da vefat edecekti. Her iki halde de çetin bir imtihan kendisini bekliyordu. Hak’tan gelen baş göz üstüneydi. Mevlâ neylerse güzel eylerdi… 


 

hastane Bahçesindeki Adam

TeReKe Romanından Alıntı