• Tereke Romanından AlıntıTaş duvarları arasına çöken toprak dam, üzerinde yabani otların hayat bulduğu mümbit bir araziye dönüşmüştü. İçinde bulunduğu bahçenin etrafını saran bakımsız ağaçlar, harabenin içler acısı halini gizlemeye çalışıyordu.

  • Tereke Romanından AlıntıAdam lahana gibi kat kat giyinmişti. Orijinal renginden eser kalmamış deri gocuğunun zorla iliklenen düğmeleri arasından yün fanilası görünüyordu. Atkısıyla boynunu ve kulaklarını iyice sarıp sarmalamıştı.

  • Tereke Romanından AlıntıKapı numaralarını kontrol ederek koridorda yürümeye başladı. Karşı yönden gelmekte olanları görünce yol vermek için kenara çekildi. İki genç, kollarına girdikleri yaşlı adamı mecalsiz ayakları üzerinde yürütmeye çalışıyorlardı.

  • Tereke Romanından Alıntıİstanbul’a geldiğinden beri hiç köye gitmemişti. Annesiyle olan tek irtibatı zarfına, “Manifaturacı Kâmil eliyle” notunu düşerek gönderdiği mektuplardı. Her defasında zarfın içine bir miktar para ve yıllar itibariyle çektirmiş olduğu en son fotoğrafını koymayı ihmal etmiyordu.

  • Tereke Romanından AlıntıKaçak yollarla bindiği “Anadolu Ekspresi” ile İstanbul’a ayak bastığında sırtında papatya desenli bir mintan, altında “kara dimi” bir şalvar, ayaklarında tabanı delik lastik ayakkabılar ve cebinde bir miktar parası vardı.

  • Tereke Romanından AlıntıVücudundaki darpların nihayete erdiğini düşündüğü bir anda yüzüne çarpan sıcak sıvının etkisiyle gözünü açtı. Başını çevirip baktığında dehşet içinde kalmıştı. Üzerine doğru fışkıran kandan kurtulmak için ani bir hareketle ayağa kalktı.

  • Tereke Romanından AlıntıÇopur, arabaya yüklediği buğday çuvallarıyla komşu köye gitmek üzere evden ayrıldığında, gökyüzünde pamuk şeker gibi duran pembe bulutlar güneşin doğmak üzere olduğunun habercisiydi.

  • Tereke Romanından AlıntıBoğazın soğuk suları gökyüzünün kül rengine bürünmüştü. Karşılıklı olarak deniz üzerinde gidip gelen vapurlardaki yolcuların halet-i ruhiyesini düşündü. Çoğunlukta olanlar hangisiydi? Hüzün ve kedere gark olanlar mı yoksa mutlu ve huzurlu olanlar mıydı? Görevlinin,

  • Tereke Romanından AlıntıÇocukluğu ev ve atölye arasında geçen Reha, yıllarca bahçedeki kör kuyuda yaşayan devi merak etmişti. Onunla ilgili anlatılan efsanelerden biri de anne ve babasının sözünü dinlemeyen haylaz çocukları devin cezalandırmasıydı.

  • Tereke Romanından Alıntıgeri döndüğünde güneş, esaretinden kurtulduğu bulutların rengini kızıla boyamaya başlamıştı. Arabayı gören çocuklar koşarak yanına gelmişti. Kiminin eli kedi yavrusu sever gibi önü yıldızlı kömür karası arabanın üzerinde dolaşırken kimi de nikelajlı jantların parlaklığında saçını tarıyordu...

  • Tereke Romanından AlıntıGözü az ilerde yer alan ve küçük bir kulübeyi andıran kerpiç yapının kapısındaki yazıya ilişti. Üç adet taş basamakla çıkılan tek kanatlı ahşap kapının üzerinde “Gazilane” yazıyordu. Şeklini bozduğu harflerden taşan kırmızı boya, birer kan damlası gibi aşağı doğru akmıştı.

  • Geç Kalıyorsun Romanından AlıntıBugün erken paydos etmişti. Emeğinin karşılığı olarak babası; yirmi beş kuruş harçlık verip, doğruca eve gitmesini tembih etmişti. Mezarlık girişine geldiğinde Nuri’yi gördü. Oturmuş bisikletini tamir ediyordu.

  • Tereke Romanından AlıntıYüksek taş duvarları birbirinden ayıran çift kanatlı demir kapının önüne geldiğinde durup arabadan indi. Bagajdan aldığı kazma, kürek ve Kimsesizler Mezarlığı’nın 101 numaralı kabrinden çıkan bir torba kemikle birlikte mezarlıktan içeri girip; musallanın kıble tarafında yer alan taşın yanına geldi.

  • Tereke Romanından AlıntıÇoban, köpeğine seslenmişti. Aldığı komut üzerine kesik kesik havlamasına son veren köpek, çember gibi kıvırdığı kuyruğunu sallayarak sahibinin yanına gitti. Heybetli duruşu, uzun bacakları ve iri pençeleriyle dosta güven düşmana korku salıyordu.

  • Geç Kalıyorsun Romanından AlıntıAraladığı kapıdan başını uzatıp içeri baktı. Yüzüne çarpan sabun kokulu sigara dumanını bir yelpaze gibi kullandığı eliyle uzaklaştırırken,

    “Ben daha sonra geleyim usta” dedi. Berber usturada biriken köpüğü elinin üzerine aktarırken,

    "Buyurun Beyefendi” diye karşılık verdi. Hâlihazır tıraş etmekte olduğu adamı başıyla işaret ederek,

    “Bundan sonra sizi alabilirim, sıra bekleyen kimse yok…”

  • Tereke Romanından AlıntıYaşlı adam başını hafifçe iki yana sallayarak yumuşak bir ses tonuyla,

    “Bakmayın bu şekilde giyindiğime kızım, ben dilenci değilim" dedi. "Lâkin sakalım var diye yobaz olarak görüyorsan buna da bir itirazım olmaz.”

    Kızın söylediklerine aldırış etmeden nasihate başladı.

  • Tereke Romanından AlıntıOkula gitmek üzere her biri bastıkça gıcırdayan ahşap merdivenden aşağı inip, sondan ikinci basamağına oturdu. Sahanlıktaki lastik pabuçlarını çamurlarından temizlemeye başladı. Bütün harfleri silinip okunamaz hale gelen ve babasının “cızlavet” diye telaffuz ettiği “gislaved” yazısını ezbere biliyordu.

  • Tereke Romanından AlıntıÜzerinden geçtiği taş köprünün gözlerinden beyaz köpükler saçarak çağlayan suyun sesi hâlâ kulaklarındaydı. Itrî’nin se gâh makamındaki bayram tebriki ve salat-ı ümmiyyesi gibi insanın içine huzur veriyordu.

  • Geç Kalıyorsun Romanından AlıntıOğlunun genç yaşta vefatı Nalbant Şakir’i çok sarsmış, toparlanması yıllarını almıştı. Adil’in babası, Şakir Usta’nın tek çocuğuydu. Onu askere gitmeden bir yıl önce evlendirmişlerdi. Askerliğine üç hafta kala da Adil dünyaya gelmişti.

  • Geç Kalıyorsun Romanından AlıntıVelespit Nuri’nin babası Musa, nam-ı diğer “Almancı Musa.” Askerden geldikten sonra o da herkesi gibi soluğu İstanbul’da aldı. Her sabah erkenden amele pazarına giderek, kendisine talip olacak işverenleri beklerdi.

Sayfa 1 / 2