Yatağına yüz yukarı yatırılan adamın bal kabağını andıran başı, incelmiş bir boyunla gövdeye tutturulmuş gibiydi. Kömürle çizilmiş iki noktayı andıran ve arada bir kapanıp açılan tavana sabitlenmiş gözleri, onu mevtadan ayıran tek uzvuydu…

Ferudun Çınar

Hastane Koridorundaki Adam

Tereke Romanından AlıntıKapı numaralarını kontrol ederek koridorda yürümeye başladı. Karşı yönden gelmekte olanları görünce yol vermek için kenara çekildi. İki genç, kollarına girdikleri yaşlı adamı mecalsiz ayakları üzerinde yürütmeye çalışıyorlardı.

Boşta kalan ellerinde ise serum ve idrar torbalarının askılıkları vardı. Attığı üç beş bebek adımından sonra durup dinlenme ihtiyacı hisseden adamın başı sürekli öne eğik vaziyetteydi. Belli ki ibret nazarıyla değil de acıma hissiyle bakan insanlarla göz göze gelmek istemiyordu. Bir deri bir kemik kalmıştı...

Yakalandığı amansız hastalığın farkında olmadan yaşarken, kısılan sesini soğuk algınlığına bağlayıp; bir müddet sonra geçer diyerek önemsememişti. Lakin gittikçe kısılan sesi bir müddet sonra konuşmasını anlaşılamaz hale getirmişti...

Bir müddet arkalarından baktıktan sonra tekrar kapı numaralarını kontrol ederek koridordaki yürüyüşüne devam etti. Dört yüz on dokuz numaralı odanın önüne geldiğinde, “Burası” diye mırıldandı. İçeri girdiği odada biri boş diğeri dolu iki yatak vardı. Boylu boyunca yatağa uzanmış hastanın refakatçisine babasının adın verip nerde olabileceğini sordu.

Telaffuzunda güçlük çektiği laboratuvar kelimesini söylemeye çalışan kadın, “Az önce benim oğlanlar onu tahlile götürdü” dedi. “Benim herifle aynı kaderi paylaşıyor garibim” derken kocasına acıdığı kadar ona da acıyordu.

Yatağına yüz yukarı yatırılan adamın bal kabağını andıran başı, incelmiş bir boyunla gövdeye tutturulmuş gibiydi. Kömürle çizilmiş iki noktayı andıran ve arada bir kapanıp açılan tavana sabitlenmiş gözleri, onu mevtadan ayıran tek uzvuydu… 


 

hastane Koridorundaki Adam

TeReKe Romanından Alıntı