Evin ve atölyenin taş duvarları arasına çöken toprak damlar, üzerinde yabani otların hayat bulduğu birer mümbit araziye dönüşmüştü.

Ferudun Çınar

Tereke Romanından AlıntıEvin ve atölyenin taş duvarları arasına çöken toprak damlar, üzerinde yabani otların hayat bulduğu birer mümbit araziye dönüşmüştü. İçlerinde yetişen incir ağaçlarının tomurcuklanan yaprakları, açmak için uygun zamanı kolluyordu.

Arada bir aklını seyahate çıkarır, gördüğü her yabancıyı oğluna benzetirdi.

Ferudun Çınar

Tereke Romanından AlıntıÇamur sıvalarının altından taş duvarları çıkmış iki katlı evin önünde yaşlı bir kadın ellerini semaya açmış,

“Rabbim! Sana şükürler olsun oğlum döndü” diye nida ediyordu.

Yola uzanan ağaç oluklar, toprak damlarda biriken yağmur sularını dağdan gelen sel sularına karıştırmıştı.

Ferudun Çınar

Tereke Romanından Alıntıgeri döndüğünde güneş, esaretinden kurtulduğu bulutların rengini kızıla boyamaya başlamıştı. Arabayı gören çocuklar koşarak yanına gelmişti. Kiminin eli kedi yavrusu sever gibi önü yıldızlı kömür karası arabanın üzerinde dolaşırken kimi de nikelajlı jantların parlaklığında saçını tarıyordu...

Bakan değil de gören gözlere dünya hayatının ancak bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu tasvir ediyor gibiydi.

Ferudun Çınar

Tereke Romanından AlıntıGözü az ilerde yer alan ve küçük bir kulübeyi andıran kerpiç yapının kapısındaki yazıya ilişti. Üç adet taş basamakla çıkılan tek kanatlı ahşap kapının üzerinde “Gazilane” yazıyordu. Şeklini bozduğu harflerden taşan kırmızı boya, birer kan damlası gibi aşağı doğru akmıştı.