İnsan, Allah’ın en güzel biçimde yarattığı; diğer canlılara üstünlük sağladığı aklı ve idrakiyle yaratıcısını tanıyabilen veya inkâr edebilen bir varlıktır. Dünyaya getirilme gayesi Allah’a kulluk ve hayatı boyunca da kulluk etmek olan insan, Allah’ın sıfatlarından bazılarının izdüşümlerini üzerinde barındırır.
İnsanın yaratılış gayesi, kendisinin ve kâinatın yaratıcısı olan Allah’ı tanıyıp O’na kul olmaktır. Allah, insanı ancak kendisine kulluk etmesi ve kimin amelinin daha güzel olacağını sınamak için gökleri, yeri, ölümü ve hayatı yaratmıştır. Bütün işler de olduğu gibi insan da ölümüyle birlikte Allah’a döndürülecektir. (11/7; 35/4; 36/22; 51/56; 67/2)
Yalanın karşıtı olan doğruluk; hakikate uygun davranmaktır. Hukuki, dini ve ahlâki kurallar çerçevesinde dü- rüst hareket etmektir. Böylece kişi, hak ve hakikat yolu olan Allah’ın emrettiği dosdoğru yolagirmiş olur.
Takva, Allah’ın belirlemiş olduğu sınırlar dahili’nde kalarak hem haram ve günahlardan hem de şüpheli durumlardan sakınmaktır. Takva, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı azami ölçüde duyarlı davranmaktır. Takva, Allah’a itaat ederek O’na karşı gelmekten sakınmaktır. (26/108, 110, 126, 131, 144, 150,163,179)
“Takva sahibi olan müminin ahlâkı da güzel olur.”(Tirmizî,Birr,55)
“Mümin, Allah’a duyduğu saygı nispetinde O’nun katında değerlidir.”(Buhârî, Menâḳıb,1; Müslim, Feżâil,168)
Günah, “Allah’a kulluk” etmesi için yaratılan insanın kulluğuna engel olan her şeydir. İnsan boşuna yaratıldığını ve başıboş bırakılıp, tekrar yaratıcısına döndürülmeyeceğini mi zanneder?
“En büyük günah, seni yaratmış olduğu halde Allah’a şirk koşmandır.”(Müslim, İman,37)
“Nefsim kudret elinde olan Zat’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, ardından da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.”(Müslim, Tevbe,2)
Akıl, Allah’ın fıtri olarak insana bahşetmiş olduğu ve onu diğer canlılardan farklı kılan bir üstünlüktür. İnsan, aklı sayesinde hak ile batılı, güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü, hayır ile şerri ayırabilme yeteneğine haizdir.
Kibir, kişinin kendini büyük, başkalarını küçük görüp aşağılama halidir. Alçak gönüllü olmak ve gösterişsiz davranmak olan tevazunun zıddıdır. Varlıklı ve makam sahibi kimselerin, toplumun çoğunluğunu meydana getiren ahaliyi ekonomik durumu, inancı, sosyal statüsü gibi nedenlerle aşağılamasıdır. Kibrin varabileceği nihai nokta ise, kişinin Allah’a karşı takındığı tavırdır. Bu noktaya gelen kimse artık, Allah’a boyun eğerek kul olmayı kendine yediremez hale gelmiştir.
Üstünlük vehmine kapılmak olan kibrin sebebi, sahip olunan kişisel ve dünyevi hasletlerin öne çıkarılma isteğidir. Bu isteklerin başında sahip olunan ekonomik güç, ilim, ibadet, dış güzellik ve soy mensubiyeti gelmektedir.
İÇİNDEKİLER
Önsöz
Müjdeler ve Uyarılar
Tövbe ve İstiğfar
Takva
Günah
İnsan
Şeytan
Akıl
Kalp
Kalbin Fonksiyonları
Âlem
Kibir
Alay Etmek
Öfke-Kin-Nefret
Hırs ve Tamahkârlık
Şehvet
Dünyevileşme
Sevgi
Aile
Kardeşlik
Birlik ve Beraberlik
Diğerkâmlık
İyiliği Teşvik Kötülükten Men
Yardımlaşma
Ticaret
İnfak
Cihad - Allah Yolunda Çalışmak
Cömertlik ve Cimrilik
Adalet ve Zulüm
Doğruluk ve Doğru Yol
Emanet
Ahde Vefa
Yalan ve İftira
Hilm (Yumuşak Huy)
Merhamet
Hamd (Övgü)
Şükür
Sabır
Dua

KİTABIN İÇİNDEKİLER
Kılavuzdan Yolcuya Kitabından Alıntı
Kur’an’da zikredilen sembolleşmiş belli başlı kibir abide- lerinin başını Şeytan, Karun, Nemrut ve Firavun çekmektedir.
“Müslümanın kardeşini hor görmesi, kişiye kötülük olarak yeter.” (Müslim, Birr,32; Ebû Dâvud, Edeb,35; Tirmizî, Birr,18; İbni Mâce, Zühd,23)
“Gösteriş yapan, çâlim satan, böbürlenerek yürüyen ki- birli kimsenin yüzüne Allah, kıyamet gününde rahmet nazarıyla bakmaz.” (Buhârî, Libâs,1-2,5; Müslim, Libâs,42-48; Ebû Dâvûd, Libâs,25-27; Tirmizî, Libâs,8-9; İbni Mâce, Libâs,6,9)
Allah’a karşı kibirlenerek haddi aşan ve kâfirlerden olan şeytan, kibrin ve kötülüğün sembolü olmasına rağmen hiçbir zaman ilahlık iddiasında bulunmamıştır. Huzurdan kovulduktan sonra kıyamete kadar, Allah’a muhalefet etmeyi ve insanın fıtratını bozmayı kendine görev edinmiştir.
İnsanın apaçık düşmanı olan şeytan, vaat ve yalanlarıyla etkisi altına aldığı kimselerin fıtratını bozup Allah’ı unutmalarını sağlar. Hesap günüde ise onları yüzüstü bırakır. Takva sahibi müminler ise şeytanın şerrinden ve verdiği vesveseden Allah’a sığınırlar.
“Vesvese apaçık bir imandır.”(Müslim, İmân,211)
“Konuşmadığınız hatta konuşmaktan şiddetle kaçındığınız bazı söz ve düşünceler aklınıza geliyorsa, işte apaçık iman budur.”(Müslim, İmân,209)
İnsanla hayvanın ortak noktalarından biri olan şehvet, nefsin arzuladığı her şeyi elde etme isteği ve bu isteklere aşırı şekilde yönelme duygusudur. Şehvet, hoşa giden bedeni ve süfli arzulardır.
a) Nefsine UymakAllah’ın esirgediği kimseler hariç olmak üzere kişinin nefsine uyması, kötülüğe sürüklenmesine ve bayağı arzularını tanrılaştırıp yoldan sapmasına sebep olur. Elbette onun bu sapkınlığı kendi tercihidir. Allah tarafından kulağı ve kalbi mühürlenip gözüne perde çekilenleri, O’ndan başka kimse yola getiremez. (12/53; 25/43; 45/23)
İnsan, Allah’ın en güzel biçimde yarattığı; diğer canlılara üstünlük sağladığı aklı ve idrakiyle yaratıcısını tanıyabilen veya inkâr edebilen bir varlıktır. Dünyaya getirilme gayesi Allah’a kulluk ve hayatı boyunca da kulluk etmek olan insan, Allah’ın sıfatlarından bazılarının izdüşümlerini üzerinde barındırır.
a) İffetİffet, dini ve ahlâki kurallara bağlı kalarak helâl olmayan şeylerden uzak durup, namus ve ırzı korumaktır. İffetlerini koruyan müminler eşleriyle yetinmesini bilip, haddi aşmazlar. Allah, onlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır. Onlar, kesinlikle kurtuluşa ermişlerdir. (23/1,5-7; 33/35; 70/29)
Sayfa 6 / 7